Çok çok uzun zaman oldu buralara bir şey karalamayalı. Blog da gizliliğini yitirdi gerçi başlangıç amacından farklı olarak. Gerçi niyetimiz az kuru bol sulu bi ekmeğe eyvallah demekti ki hala öyle ama sevdiğim kadından daha fazla uzak tutamadım varlığını. Artık bu blog gezdiğimiz gördüğümüz yerlerin bir yansıması, iz düşümü olacak ve yaşadıklarımızı yazacağız buraya. Hee dersen ki olm ne yazdın sanki şimdiye kadar diye de deme bence :) Çünkü içimdeki yazmak isteyip de yazmadıklarımla bu blogun bende yeri ayrı.

Neyse saçmalamaya ara verip ana amacımıza dönelim. İş seyahati dolayısıyla Kuzey Almanya'da bulunan Frankfurt ve Köln' e eşit olarak 100 km uzaklıkta bulunan Burbach semtine geldim. Yukarıdaki resimden de anlaşılacağı gibi semt dediğime bakmayın bildiğin dağ köyü. İnanılmaz bir manzarası ve doğası ile resmen İstanbul sonrası oksijen çarpıyor insanı. Hele bir de öyle ıssız öyle sessiz ki aşık olunası bir yer.

Havaalanı inişinde araç kiraladıktan sonra Burbach a doğru gelirken yolda gördüğüm ilk güzel şey üstteki resimdeki amca ve karavanı oldu :) Ve buna benzer yolda o kadar çok araç var ki inanamazsın. Yani insanlar hafta sonlarında sevdikleriyle arabasının arkasına karavanını takıp istedikleri yere gidip doğayla baş başa vakit geçiriyorlar. Hele ki bu insanların zaten normal olarak yaşadıkları muhitin bile biz şehirde yaşayan insanlar için hayal edilesi derecede doğa ve yeşillik içerisinde olması bile onları bu zevklerinden alıkoymamış. O yüzden bizlerin hiç mi hiç ama üşenmişlik, bahane, hayıflanma gibi özellikleri öne sürerek hayallerimizi ertelememiz gerekiyor.

Otoyolda keyifli bir yolculuk yaptıktan sonra otele saat 19:00 gibi geldim. Bu arada unutmadan otoyollarda da hız sınırı yok ve istediğin kadar hızlı gidebiliyorsun. Bunun nasıl bir duygu olduğunu şehir içinde 80 km yaptığımda adrenalin seviyesi yükselen sevdiğim anlatsın ben geri çekileyim :) Otel Burbach merkezde (zaten Burbach dediğim de 3000 nüfuslu bir yer he ) Hotel Snorrenburg diye bir yer. Üstte otelin resmi ve kiraladığım aracın resmi var. Otele girişte şöyle ilginç bir ayrıntı var ki beni çok şaşırttı. Pazar günü olması sebebiyle otelin sahibi bana bir mail atarak mailinde; Pazar gününün izin günleri olduğunu ve o gün çalışmadıklarını ama o gün konaklamak isteyen müşterilerini kapı giriş şifresini vererek lobiden oda anahtarını kendimin alıp odaya yerleşebileceğimi belirten bir mail attı. 7/24 hizmetin ve ne vereyim abime minvalinde yaklaşım ile müşteriyi el üstünde tutan bir anlayıştan böylesine çalışan haklarını gözeten bir medeniyete geçiş yapmak açıkçası beni dumura uğrattı. Ama saygı duydum hakkaten bu anlayışa. Bu güzel otelden akşam yemeği için dışarı gidişimi anlatmadan önce bir de odamın resmini paylaşıp görgüsüzlükte bir tık öteye de gideyim diyorum :)

Gelelim akşam yemeğine. Dışarı çıktığımda zaten fazla bir alternatifimin olmadığını anlamam pek de zor olmadı. Pizza ve makarna yapan bir İtalyan restaurantına girdim. Oturup kendime bir yemek söyledim ve tabii ki de yörenin birası. Yörenin birası dediğime bakmayın ev yapımı falan değil ama Almanya da gittiğiniz yerin lokal markası olan biralar revaçta olur. Ev yapımı bira da Almanya da çok yaygındır ama bu seferlik ben bulamadım ve elimdekiyle yetindim. Resimdeki bir Bitburger marka. Tadı biraz bizim Efes'e benziyor. Ben pek sevmedim ama ilk biram olması açısından yerini de yadsıyamam doğrusu.

Yemekten sonra otele gittim ve hayatımın en rahat ve huzurlu uykularından birisini uyuyarak sabaha uyandım. O kadar temiz hava ve o kadar güzel sessizlik birleşince tadından yenmedi doğrusu. Sabah kahvaltı sonrası eğitim için firmamın ofisine gittim ve ilk eğitim günüm başladı. Güzel bir eğitim günü sonrası öğle yemeği için farklı bir Hırvat restaurantına gittik. Orada çektiğim iki resmi de ekliyorum ki her anı, her gittiğim yeri sen de gör ve yaşa istiyorum. Bunları seninle de yaşamak, hatta seninle buralarda yaşlanmak istiyorum.


Sağdaki resimse erkekler tuvaletine konmuş bir resimdi. Çok güldüm gördüğümde sen de gül diye buraya koyuyorum, umarım gülersin :) Şimdi ise araç park ederken yaşadığım Almanca bilmeme zorluğumu anlatabilmem için bir resim daha koyuyorum. Ben de bu resmin anlamı büyük çünkü bu yazıyı anlamak için tam yarım saat bu yazıya baktım çıkarım yapmaya çalıştım. En sonunda anlamadığımda amaaan ne olursa olsun diyip gemileri yakıp arabayı buraya park ettim. Sonrası mı şansıma sıkıntı çıkmadı da ceza yemedim. Ne mi yazıyor orda? Eeee orasını da artık sen bana söylersin gelince :)

Son olarak bu akşam eğitimden sonra Burbach tan çektiğim resimlerle sana veda etmek istedim ey sevgili ve ey post. İnan burada hissettiğim huzurun aynısını sen de yaşa diye senin de buraya tek başına gelmeni istiyorum. Sensiz buralara gelmemin tek avantajı biraz Almanca anlamaya başladım hepsi o. Ve ciddi ciddi dönüşte Almanca öğrenmek istiyorum. İçimden bir ses de ileride ama iş ama başka bir şey yüzünden burada yaşayacağımızı söylüyor. Benim hislerim kuvvetlidir sevgili, inşallah diyelim, iyi düşünelim iyiyi çağıralım olur bence. Ama bana neresi olursa olsun az kuru bol sulu bi ekmeğimi seninle paylaştığım sürece bana her yer Almanya :) Kurunuz az, suyu bol ekmeğiniz ise bir somun olsun doya doya yiyin güzel insanlar. Sevgiyle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder