17 Ocak 2017 Salı

Cyrano De Bergerac

Bakma sen benim her akşam ne yazsam acaba diye kaygılı olduğuma. Mükemmellik kaygısını sürekli güden bu beynim alelade bir şeyler çıkarıp ta güzel olmaz korkusu taşıdığından mıdır bilinmez hep erteleyip kaytarmak istiyor yazı yazma işini. Halbuki sen yeter de artarsın yazı yazmak için konu bulmama. Sana methiyeler düzmek değil maksadım lakin öyle olsaydı eğer yazmaktan ziyade seni izlemeyi gözlerimle anlatıp dilimle yüzüne söylemeyi tercih ederdim. Lakin gayem senin bu bedende yarattığın etkiyi kelimelere dökmekse işte o zaman kayda değer bir şeyler karalamak isterim ben de buralara.

Bu akşam sana senin en sevmediğin ama benimse onun sayesinde seni kendime daha yakın bulduğum bir özelliğini, bir uzvunu anlatarak gireceğim konuya. Evet tahmin ettin burnun. Uğruna yazının başlığındaki isme sahip adamın bile aşkına aşkını itiraf etmekten kaçındığı şairane uzuv.

Soğuk bir Burbach akşamından yazıyorum bu satırları yine sana. Öyle bir şehir düşün ki burada yaşayanların bile " ölmek bile istemediğim şehir" diye tanımladıkları ama dışarıdan bir göz olarak haksızlık ettiklerini düşündüğüm; hava sıcaklığının şu an hissedilen - 20 C olduğu bir şehirden dökülüyor sana bu satırlar. Hee bir de aşağıdaki arkadaş ta bana eşlik etti ayıptır söylemesi.




Konumuza dönecek olursak; kısa bir bilgi vereyim sana başlıktaki adam hakkında ey güzel yüreklim. Cyrano de Bergerac döneminde uzun ve kalın burnuyla tanınan ama bir o kadar da etkili konuşması, silahşörlüğü ve hitabeti ile ünlü 17. yy da yaşamış bir Fransız şair. Kendisi o zamanlar Roxane adında bir kadına aşıktır fakat ona olan aşkını burnu çok büyük olduğu için kendisini reddeder korkusuyla söyleyememiş ama içindeki aşkını şiirlere dökmüş bir centilmen. Kıza olan aşkını Christian adındaki emrinde çalışan bir silahşör aracılığıyla onun ağzından yazdığı mektuplar ve şiirler ile gösterme çabasında fakat hiç bir zaman yüzüne itiraf etmemiş. Yani bir nevi Aşık Veysel'in de dizelerinde belirttiği gibi "Güzelliğin on pare etmez şu bendeki aşk olmasa" şeklinde ben seni değil seni sevmeyi sevdim olarak günümüz şarkı sözlerine zamane insanlarının anlayacağı şekilde de geçmiş bir durum söz konusu. Gel zaman git zaman diye devamını anlatacağımı düşünüyorsan o kısım için seni birazcık araştırma yapmaya çağırıyorum ey sevgili :)

Sözün özü olmak üzere bu adamınki; dış görünüşe önem verildiğini düşündüğü bir dünyada içinden geçenleri dışarıdan ya dediklerime değil de kimin dediğine bakarlarsa korkusuyla söyleyemeyen adamın hikayesi bir nevi. Çok da yabancı olmasak gerek bu duruma diye düşünüyorum şöyle bir etrafımıza bakınca.

Şimdi dersen  benimki de bu adamınki kadar mı sanki ne alaka ya diye, işte o zaman ben de sana yok be sevdiğim ama işin özüne bakacak olursak sen de azıcık da olsa keşke burnum öyle değil de şöyle olsa diyorsun ki her normal insanın kendinde beğenmediği bir özelliği için söylediği gibi. Halbuki seni sen yapan, beni ben yapan, bizi biz yapan sahip olduklarımızdır. Değişim elbette kaçınılmazdır ve olmalıdır da fakat bazı şeyler de olduğu gibi kalmalı ki onlardan ilham alalım. Benim ilham kaynağım sensin. Cyrano de Bergerac'ınki de bir nevi Roxane fakat bunu tetikleyen de burnuydu. Peki seni tetikleyen şey ne sevgili? İlla ki bir şey olmalı. Senin mesela burnun bana senin Karadenizli yanını hatırlatıyor ki bu benim küçüklük anılarımı, Karadenizi, oranın insanlarını, benim insanlarımı çağrıştırıyor bana. Ve belki de bilinçaltımda bu sebepten seni hep yanımda istiyorum tıpkı bir insanın her zaman çocukluk dönemini yanında istediği gibi.



Bu videoyu da izle güzel gülüşlüm. Burada Cyrano de Bergerac'ın hayatın ondan istediği gibi davranmasına verdiği tepkiyi anlatan çok güzel bir tiradı var. Kendin olmanın ne demek olduğunu belirtmek istemeye bir tepki. Peki biz hayatımızda kendimiz olabiliyor muyuz? Kendi istediğimiz gibi mi davranıyoruz yoksa başkalarının dayatmasıyla mı yaşıyoruz? Başkasının "senin burnun ne kadar da kötü, yoksa dişin mi kırık nasıl gülebiliyorsun öyle, bence sen çok agresif bir insansın, utangaçsın topluluk önünde nasıl da konuşacaksın ki" tarzında dayatmalarına biz nasıl tepkiler veriyoruz? Hayat bizim hayatımız ve başka bir hayat olmayacak en azından bildiğimiz kadarıyla. O sebepten özgürce, istediğimiz gibi, kendimizi bilerek ve tanıyarak, gelişime açık olarak yaşamaya ve bunu birlikte yapmaya var mısın ey boynunu sevdiğim?

Dip not: Sana bazı olayları tam olarak anlatmayıp aman canım biraz da araştırmacı ol sen bul gerisini demeyi çok seviyorum :) Umarım bu konuda bana anlayış gösterirsin. Ki gösteriyorsun da zaten. O yüzden yukarıdaki videodaki adamın hikayesinin geri kalanını, o seslendirmeyi yapan kişiyi araştırıp beni de bilgilendirirsen çok güzel olur hatta tadından yenmez be sevgili :) Hatta belki tatmin edici cevapları alırsam belki bu hikayeyle ilgili bir canlı gösteriye de gidebiliriz he ne dersin?

Seni her halinle sevmeye, gecenin bir saatinde "hayatummmm Nutella'lı ekmek mü yesekk acaba" diye sormaya devam edecek olan, beraber kahkaha atmaya bayılan, müzeyyen kızımızın altını da bir sefer de sen değiştir be sevgilim diye sana takılmaktan vazgeçmeyecek olan, her defasında koltukta uyuyup ama şikayet eden sevgilisini uykulu uykulu odamıza götürmeye ikna edecek olan, az kuru bol sulu bi ekmeği senden başka kimseyle yemeyecek olan sevgilinden öpücükler =)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder