16 Ocak 2017 Pazartesi

Lullaby

Gene uzun zaman oldu diye başlamak istemiyorum yazıya. Sen de biliyorsun ki ben canım istediğinde yazarım her zaman. Bu seferse durum biraz farklı ve sevdiğimin uzun süreli istekleri neticesinde artık her gün yazma disiplinine girmiş bulunuyorum. Umarım tutarım :)

Yazacak şey var aslında. Yine Almanya'da ve Burbach'ta şirketin guest house'ından yazıyorum bunları -11 derece sıcaklığın olduğu bir havada. Arka planda çalan şarkının ismini yapayım dedim başlık. Zor zamanlarımız oluyor sevdiğimle nerdeyse her hafta bir kavgamız oluyor artık. Buraya da son ettiğimiz kavgayı ve haklılık sebeplerini yazayım ki sevdiğimin bir daha yaşanmaz belki yazıya döktüğüm için hislerimi.

Güzel yüreklimle bizim kavgalarımız aslında hep aynı sebepten oluyor ve o da benim yeterince konuşmamam onunsa bu gibi durumlarda haklı olarak hırçınlaşması neticesinde tavan yapıyor. Bense hep şimdiye kadar içimde tuttum hissettiklerimi hep kendime hep yalnız çözmek istedim. Ama sevgi beraberlik aşk adına ne diyorsanız o dediğimiz paylaşmadan olmuyormuş be. Ben hiç bilemedim hiç öyle yaşamadım çünkü. Şimdiye kadar birlikte olduğum insanlar bana bir şey öğretmemeyi seçmişler hep. Sanıyorum bunun sebebi de benim eleştiriler karşısındaki sert tepkim olduğu içindi. Ama benim Melaikem ise benden de hırçın benden de inatçı olduğu ve sevgisi için sonuna kadar savaşan biri olduğu için biz bu gibi durumlarda hep tartıştık, hep üzüldük, hep ağladık.

İlk defa son kavgamızda hayatımda kimseyle hatta kendimle bile paylaşmadığım şeyleri paylaştım onunla. Ben anlattım o dinledi, ben ağladım o beni sevdi, ben anlattıkça o dinledi yeri geldi bana kızdı yeri geldi o da ağladı ama ne yapıp edip içimde farkında olmadan söylemediğim için bana yük olan şeyleri atmamı sağladı. O hep sevgimiz için diri kalması ölmemesi için savaştı ben de hep onun mutlu olabilmesi için çabaladım. Öyle biliyordum çünkü sevdiğini mutlu et gerisine karışma sen de o zaman mutlu olursun. Sevmek o seni severse güzeldir anlamlıdır diye öğrenmiştim. Ama değil midir ki insan önce kendini sevecek kendini mutlu edecek de o zaman sevdiği de mutlu olur. Kişi kendini bilecek ki karşısındakini de anlasın. Ne var sanki derim hep ona her şeyi böyle dert edip tartışıyorsun diye. Ama öyle olmalı ki içindekileri konuşup paylaşasın ve birbirinize destek olasınız. Konuşarak destek olur insanlar birbirine ey bu yazıları yazan ahmak kafalı! Dertlerini anlatınca onu da derde sokmaz onu da hayatına ortak etmiş olursun. Yoksa yazının başlığı gibi kendi kendini avutursun lullaby'larla -ninni-.

Bende bu yazıdan sonra değil 13.01.2017 tarihli o efsane konuşmamızdan sonra çok şey değişti ve gerçek bir ilişki yaşamaya başladığımı hissettim. Her tartışmamızın meğer hep konuşmamamızdan değil benim hep aynı hataları yapmamdan iletişim eksikliği, eleştiri kaldırmama, karşındaki insana değerli olduğunu hissettiremememden dolayı olduğunu anladım. Şimdiye kadar anlayamadın mı be salak diye soracak olursan, onlarda da anlamıştım biraz ama içimdekileri paylaşmadığım için anlayamadığımı idrak edememişim.

Böyle karmaşık yazdığımdan ve devrik cümlelerimden ötürü umarım bunu okuyacak olan o güzel insan beni bağışlar. Çünkü daha iyilerini yazabileceğimi bildiği halde yapmayınca da bana söylenir o. Ben onun bana söylenmelerini, yüzüme bakıp gülmesini, onunla konuşmayı öyle çok seviyorum ki. Hayatımda bir sevgiliden öte en yakın arkadaşım olduğu için ona öyle minnettarım ki.



Bu şarkıyı ben çok seviyorum. Ve ilk fırsatta seninle arka fonda bu şarkı çalarken şarabımızı içip o güzel ellerini avuçlarımın içine alıp gözlerine bakarak; hayata dair, bize dair konuşmak istiyorum. Sen benim en kıymetlimsin. Hayatımda olup benimle her şeyi paylaştığın, yaşadığın için öyle mutluyum ki. İyi ki varsın az kuru bol sulu bi ekmeği beraber paylaştığım :)







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder