Neler mi yaptım geçen zamanda? Kendimi daha iyi tanıdım, keşfettim, sorguladım diyelim biraz daha. Öncelikli olarak ilk keşfim seni pek de mutlu etmeyebilir ama dürüstlüğü elden bırakmamak lazım değil mi hayatım :) Ben her gün yazan, yazabilen tiplerden biri değilim sanırım. Hatta sanırım değil öyleyim ki bunun farkına vardım. Yazının başına oturunca nasıl başlayacağımı düşünmeden şak diye yazamıyorum. Senin gibi şıp diye oturup sayfalarca yazıyı bir kalemde yazmayı isterdim ama olmuyor maalesef. Ben daha çok düşünceyle kafasında taslağı oturtup sonra yazabilenlerdenim hayatım.
İkinci ve daha önemli nokta da kendimle alakalı olan; ben değişik yerler görmeyi çok seviyorum tıpkı senin gibi. Ama benimkisi daha farklı olarak yollarda olmayı sevme fikri daha çok. Şu içinde yaşadığımız, alttaki videoda da şarkı sözünde yazdığı gibi koca yaşlı şişko dünyayı sürekli keşfetmek istiyorum. Yollarda olayım bir yerden bir yere gideyim istiyorum. Şatolar, kaleler, değişik cafeler, mağazalar değil benim dünyaya dair merak ettiklerim. Ben daha çok yolları yollarda giderken izlemeyi seviyorum. Bir taşıtın içinde olma hissini, geçip giderken o geçtiğim yerlerin coğrafi koşullarını, dağları, denizleri kendi gözlerimle göreyim istiyorum. Ya bir arabanın içinde, ya da değişik eski püskü bir tren yolculuğunda, ya bir gemi ile denizlerin üstünde, ya da bir bisikletle şehrin sokaklarında olayım istiyorum. Doğayı göreyim, şehrin yerleşimini çözeyim, binaların hizalanmasını, değişik şekillerde olmasını kendi gözlerimle göreyim istiyorum. İnsanlarla sokakta tanışalım, onlara kendi yaşadıklarımızı anlatıp biz de onların yaşadıklarını anlatmalarını yüzlerindeki duygulardan anlayalım istiyorum be sevgili.
Mesela şöyle bir hayal kursak ya seninle; alsak sırt çantamızı ve sadece ikişer çift kıyafet olan şeyler koysak içine. Öyle kişisel bakım ürünlerinden de sadece diş fırçası olsa içinde. Diğer şeyleri ihtiyacımız olduğunda gittiğimiz yerlerden alsak. Kıyafet mi lazım oldu tamamdır gittiğimiz yerlerdeki insanlar ne giyiyorsa, neyle kişisel ihtiyaçlarını gideriyorsa biz de öyle yapsak, onları alsak. Ki bence bir yeri görmek, insanlarını tanımak bence onlar gibi yaşamakla olur be sevgili. Onların yediği yemekleri yer, onların giydiği kıyafetleri giyer, gittiği marketlere gider, gittiği kahve dükkanlarından kahve alırız, yerel biralarını içeriz. Ve hiç resim çekmeyiz be sevgili. Her şeyi ama her şeyi şimdiye kadar ki en gelişmiş hafıza kartına sahip, yeni görüntüler için eskilerini silmeye gerek duymadığımız insanlık tarihinin en güzel ve özel makinasına kaydederiz. Evet beynimize hem de kendi gözlerimizle, kendi duyularımızı ve hislerimizi de katarak. Anlatacak hikayeler biriktirir, oranın insanlarını yaşayışlarıyla birlikte kodlarız hipokampusumuza.
Gideceğimiz yere mesela uçakla gitsek, oradan araba kiralasak başka bir yere gitsek, sonra vardığımız farklı şehrin sokaklarını bisikletle gezsek ve desek ki hayatım bak yarın burdan tren kalkıyormuş onunla şu şehre gitsek ama giderken de doğayı seyrederiz desek. Trenden indikten sonra yürüsek mesela koca bir şehrin sokaklarını arşınlayıp tabanlarımız ağrıyana kadar değişik yerleri keşfetsek. Sonra desek ki sevgilim eksik olan bir gemi kaldı onu da mı yapsak deyip gemi yolculuğuyla tamamlasak seyahatimizi. Sonra bu kadar yolculuktan sonra bıraksak kendimizi gittiğimiz yerde nadasa. Oranın dilini öğrensek ve kendi aramızda öyle konuşsak.
Korkularımızı yensek ya beraber bu deneyimlerimiz esnasında. Senin mesela kusma fobini, titizlik takıntının üstesinden gelsek ama farkında olmadan. Bir sabah uyandığımızda bir bungalov evin içinde ve gece içtiğimiz oranın yerel içkisi dokunmuş olsa bize ve sabah kalktığımızda bir çok yerde kusmuk olmuş olsa ve buna katıla katıla gülsek seninle. Benim mesela, kontrol takıntım, seni sürekli koruyup özgürlüğünü kısıtlayıcı davranışlarda bulunma halim, bağırarak konuşma ve sinirlenme belirtilerimin tüm bu seyahatler süresince yitip gittiğini görsek. Desek ki hayatım biz ne kadar değişmişiz de farkında değiliz. Biz bu kadar şeyi beraber yaptık ama sanki aynı zamanda tek başımızaymışız da özgürce seyahat ediyormuşuz gibiymiş her şey diye.
Doğada kendi başımızın çaresine bakmayı öğrensek mesela senle. Şu kocaman dünyada aslında her şeyin üstesinden gelmenin, gelebilmenin doğada tek başına yaşamayı öğrenmekle bir ilgisi olduğunun farkına varabilsek ya. Bıraksak tüm egolarımızı, takıntılarımızı, kıskançlıklarımızı kenara ve sadece bu dünyadaki güzel şeylerin farkına varabilsek senle. Her şeyin güzel olması için bir insanın bir insana gülümsemesi ile başlayacağının farkına vardırsak mesela insanları.
Öyle işte be sevdiğim. Sana biraz hayallerimden bahsedeyim dedim. Bunları yollarda farkettim ben içimde. Farkettim ki her ne zaman farklı bilmediğim bir yerlerden bir taşıtın içinde geçsem, içimde değişik duygular kabarmaya başlıyor ve özgürlük denen o duygunun aslında insana güç veren, kendini iyi hissetmesini sağlayan şey olduğunun farkına varıyorum. Ben karar verdim ve bundan sonraki hayatımda bu duyguyu seninle beraber yaşamak istiyorum. Seninle paylaşmak, seninle yaşlanmak istiyorum. Ne zaman düşüşte olsak moral olarak işte o zaman ayağa kalkmamın ilacı budur benim için artık. Bence insanın kendini motive edebilmesi için özgürlüğünün farkına vardırılması gerekiyor. Gel o fitili beraber ateşleyelim. Beraber şu koca yaşlı şişko dünyayı keşfedelim. Bizden aldığı gözümüzün ferini ondan geri isteyelim.
Hee bu arada bu birbirimizi keşfetme ve özgürleştirme fikrini icra ederken de az kuru bol sulu bi ekmeğimizi de gerekirse her öğün bölüşme faslından vazgeçmeyeceğimi de özellikle belirtmek isterim. Eee ne de olsa gelecekteki keşiflerimizin ilham kaynağı olan bu yere bir nevi boynumuzun borcu olsa gerek değil mi sevdiğim?






















